Skip links

Sevgisizlik ve Suç İlişkisi

Sevgisiz büyüyen bir çocuk elden kaçan bir uçurtmaya benzer. Uçurtmayı elden kaçıran ebeveynler veya bakım verenlerken uçurtmanın kendisi de sevgisiz büyüyen bir çocuktur. Gökyüzünde bilmediği bir yere doğru giderken bazen yalpalar, rüzgâra karşı koyamaz kendine zarar verir, ya da en sonunda düşer hem kendine hem de düştüğü yere zarar verir. Bu yazıda birazdan okuyacağınız şeyler bu iki türlü zarar vermeyle alakalı.

Çoğumuzun dünyaya ilk geldiğinde gözümüzü açtığımız an gördüğümüz ilk şey ailemiz, bizi büyüten insanlar. Her şeyin en başında dünyamız onlardan ibaret aslında. Dolayısıyla bütün öğrendiğimiz ilkler onlardan. İlk duygular, ilk sesler, ilk dokunuşlar, ilk kelimeler… Peki bu kadar çok duygu varken neden sevgi diğer duygulardan biraz daha öne çıkıyor?

Aile içerisinde sevgi görmeyen çocuklar sevginin ne olduğunu bilmedikleri için bütün hayatları boyunca “sevgi” arayışına giriyorlar. Arkadaşlarında, sevgililerinde, eşlerinde, çocuklarında, öğretmenlerinde hatta yaşamı boyunca iletişim kurduğu bütün bireylerde bu duygunun parçalarını arıyorlar. Bulamadıkça agresifleşiyor hem çevresine hem de kendisine zarar vermeye başlıyor. Bu zarar bazen görünür fiziksel bir şiddet bazense sinsi bir psikopatolojik bir hastalık. Bu arayışta en büyük sevgisizliği de kendilerine yapıyorlar. Kendilerini sevmeyi bırak, sevgiye layık bile görmüyorlar. Çünkü kendisine ait sahip olduğu en büyük varlık olan ailesinde görmemiş bunu. Öğrenmemiş sevginin nasıl hissedildiğini, nasıl gösterildiğini.

 Ebeveynler tarafından reddedilen çocukların, suça eğilimli olma ihtimalleri diğer ebeveynlik tutumlarına göre çok daha yüksektir. Ebeveynleri tarafından reddedilmiş bir çocuk şüphesiz ki sevgiden de yoksundur. Ne yazık ki, sadece ebeveynleri tarafından reddedilen çocuklarda değil, otoriter bir ebeveyne sahip çocuklar da sevgi hissinden eksik kalabiliyor.

Mesela, Derzon 2005’te yaptığı bir çalışmada, sevginin ve desteğin var olduğu bir evde büyümek, bir çocuk için “koruyucu” bir faktör olabileceğini belirtiyor. Burada koruyucu faktör, çocuğun psikolojik dayanıklılığının (resiliency) gelişmesine katkı sağladığı ve suç işlemeye karşı koruyucu bir bariyer olarak karşımıza çıkıyor. Bu bariyeri inşa etmek ise oldukça kolay; anne, baba, bakım veren her kimse yapması gereken şey çok küçük bir şeyken, çok büyük sonuçları doğuruyor.

Yazının sonunda alanında çok başarılı ve kalemini çok sevdiğim Ayşe Bilge Selçuk hocanın “İnsan Her Koşulda” kitabından bir söz ile bitirmek isterim “Sevgiyi almayı da vermeyi de bilmek lazım. Bilenlerden olalım…”

Bilenlerde olalım ki uçurtmanın ucu kaçmasın…

Kaynaklar

Derzon, J. H. (2005). Family features and problem, aggressive, criminal, or violent behavior: A meta-analytic inquiry. Unpublished manuscript. Calverton, MD: Pacific Institutes for Research and Evaluation.
Loeber, R., & Stouthammer-Loeber, M. (1986). Family factors as correlates and predictors of juvenile conduct problems and delinquency. In M. Tonry and N. Morris (Eds.), Crime and justice, vol. 7. Chicago: University of Chicago Press.

*Resim Çizeri: Melissa Nur Gün

*Bu yazı, “Sevgisiz Büyüyen Çocuklar” bülteni kapsamında Ebrar Yıldırım tarafından Bahçeşehir Üniversitesi PUAM Aile Çalışmaları Birimi bünyesinde yazılmıştır.

Leave a comment

This website uses cookies to improve your web experience.