Herkesin travmatik bir olayı yaşama veya böyle bir olaya maruz kalma olasılığı vardır. Ancak herkes travmatik olaylardan sonra aynı süreçlerden geçmez. Travma; olayın şiddetine, maruz kalma süresine, geçtiği yere, kim tarafından gerçekleştirildiğine, doğrudan veya dolaylı maruz kalınmasına, kişinin psikolojik dayanıklılığına, sosyo-ekonomik seviyesi gibi birçok faktöre göre kişide farklı etkiler bırakabilir. Bu faktörler travmatik bir olay sonrası gerçekleşen Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) oluşmasında etkili olabileceği gibi, psikolojik belirti gelişmesinde ve iyileşme sürecinde de risk faktörü veya koruyucu faktör halinde etkili olabilir. Bu faktörler arasında kişinin anne-babasının ebeveynlik tutumunun, aile içi iletişimin ve aile desteğinin de büyük bir önemi olduğu yadsınamaz. Öyle ki, yapılan çalışmalara göre ailenin tepkisinin ve yaklaşımının çocuğun travmatik bir olaydan sonra TSSB geliştirmesine değil ancak psikolojik belirtilere ve iyileşme sürecine etkisi olduğu görülmüştür (Nugent ve ark. 2007; Cox ve ark. 2008). Perry ve Pollard’ın 1998’de yaptığı çalışmaya göre; çocukların travmatik bir deneyim sonrasında, çocuğun nöro-biyolojik iyileşme süreci için ebeveynlik tutumlarının ve uygulamalarının çocuğun ihtiyaçlarına karşı duyarlı olabilme ve ihtiyaçlarını karşılayabilme yeterliliğinde olması önemli bir unsur.
Travmatik olaylar çoğu zaman beklenmediktir ve hem aile hem de kişi bu deneyime hiçbir zaman hazır olmaz. Bu yüzden bu beklenmedik olay karşısında bakım verenlerin davranış şekilleri de değişebilir. Aileler olaydan kendilerini sorumlu tutabilir veya çocuklarını koruyamadıkları için kendilerini suçlayabilir. Bu noktada, travmatik deneyim sonrasında çocuklarına daha korumacı ve kısıtlayıcı yaklaşabilirler. Ancak bu tutumlar çocukların üzerinde iyi bir etki bırakmayabilir ve bu istenen bir durum değildir. Mesela, 2014’te bir fırtına sonrası çocukların travma sonrası stres bozukluğu semptomlarını ve ebeveynlerin tutumlarını ölçen bir araştırmada, ebeveynlerin bu doğal afet sonrası çocuklarına karşı daha korumacı ve otoriter olduğu çocuklarına daha az özerklik vermeleri gibi davranış değişikliklerinde bulunduğu gösterilmiştir. Bu davranış şekilleri ile çocuklarda kötü sonuçların oluşması (mesela TSSB oluşumu olasılığının artması) arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (Cobham ve McDermott, 2014). Yani ebeveynlik stili travmatik olay öncesi belirtiler için ne kadar koruyucu olabiliyorsa, travma sonrası yansıtılan ebeveynlik stilinin de tutarlı olması, dikkat edilmesi gereken konulardan biridir.
Aile ilişkilerinin ve ebeveynlik tutumunun kişinin yetişkinlik dönemini çeşitli yönlerden doğrudan veya dolaylı olarak etkilediği birçok araştırmada ortaya çıkmıştır. Kültürden kültüre daha uygun ebeveynlik tutumu değişse de iyi ve kötü olarak ayırabileceğimiz ebeveynlik biçimleri vardır. Öyle ki, kötü ebeveynlik stili (düşük bakım, reddetme, aşırı korumacılık gibi) kişinin yetişkinlik hayatında psikopatolojik bozukluğun gelişmesinde bir yatkınlık yaratabiliyor (örn; Silberschatz ve Aafjes-van Doorn, 2016). Kötü ebeveynlik stili aynı şekilde TSSB gelişiminde de bir yatkınlık yaratabilir. Örneğin yapılan bir araştırmada, yüksek seviyede aşırı korumacı ebeveynlik stili, çocukların travmatik bir olay sonrasında “travma sonrası stres” geliştirmesinde risk faktörü olarak tanımlanmıştır (Bokszczanin, 2008).
Ebeveynlik tutumu ve travmatik olayın gelişmesini aslında bir binada gerçekleşen depreme benzetebiliriz. Binanın temelinin sağlamlığı bireylerin güçlü ebeveynlik stilleri olarak düşünülebilir. Ne kadar doğru malzemeler kullanılırsa bina o kadar sağlam olur. Depremi de travmatik bir olay olarak değerlendirirsek, bina ne kadar sağlam olursa depremden o kadar az zararla kurtulur. Güçlü binalar da sarsılabilir ama eğer temel zayıf olursa yıkılır ve geri döndürülmesi daha güç bir enkaz kalır.
Belki travmatik olaylarla karşılaşmayı önleyemeyiz ama olumlu ebeveynlik tutumlarıyla travmatik bir olayın kalıcı bir etki bırakmamasını sağlayabiliriz. Yani binaların temelini sağlam atmakla başlamak yapacağımız en kazançlı yatırım olacaktır. Enkazın altında kalmama ümidiyle!
Kaynaklar
Bokszczanin, A. (2008). Parental support, family conflict, and overprotectiveness: Predicting PTSD symptom levels of adolescents 28 months after a natural disaster. Anxiety, Stress & Coping, 21(4), 325–335.https://doi.org/10.1080/10615800801950584
Cobham, V. E. ve McDermott, B. (2014). Perceived parenting change and child posttraumatic stress following a natural disaster. Journal of Child and Adolescent Psychopharmacology, 24(1), 18-23. https://doi.org/10.1089/cap.2013.0051
Cox, C. M., Kenardy, J. A. ve Hendrikz, J. K. (2008). A meta-analysis of risk factors that predict psychopathology following accidental trauma. Journal for Specialists in Pediatric Nursing, 13(2), 98–110. https://doi.org/10.1111/j.1744-6155.2008.00141.x
Nugent, N. R., Ostrowski, S., Christopher, N. C. ve Delahanty, D. L. (2006). Parental posttraumatic stress symptoms as a moderator of child’s acute biological response and subsequent posttrau matic stress symptoms in pediatric injury patients. Journal of Pediatric Psychology, 32(3), 309–318. https://doi.org/10.1093/jpepsy/jsl005
Perry, B. D. ve Pollard, R. (1998). Homeostasis, stress, trauma, and adaptation. Child and Adolescent Psychiatric Clinics of North America, 7(1), 33–51. https://doi.org/10.1016/s1056-4993(18)30258-x
Silberschatz, G. ve Aafjes-van Doorn, K. (2016). Pathogenic beliefs mediate the relationship between perceived negative parenting and psychopathology symptoms. Journal of Aggression Maltreatment & Trauma, 26(3), 258–275. https://doi.org/10.1080/10926771.2016.1259279
*Resim Çizeri: Melissa Nur Gün
*Bu yazı, “Travma ve Aile” bülteni kapsamında Ebrar Yıldırım tarafından Bahçeşehir Üniversitesi PUAM Aile Çalışmaları Birimi bünyesinde yazılmıştır.
