Çoğu zaman çocukluğumuzda yaşadığımız kötü deneyimlerin ya da travmaların etkisinin bir davranış bozukluğu olarak ya da psikopatolojik bir bozukluk olarak çocuklukta veya ergenlikte ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak duygusal ihmalin izleri çok fazla görünür olmamakla birlikte, etkilerinin yetişkinlik döneminde ortaya çıktığını görebiliriz. Diğer kötü deneyimler ve travmalar, terapi sürecinde veya kişinin kendini anlama ve anlamlandırma sürecinde daha kolay sebeplendirilebilir. Yani çocuklukta yaşanan bir ölüm, kaza, fiziksel istismar gibi daha somut olan deneyimlerin etkisi daha net görülebilir. Ancak, kişi yetişkinlikte bazı davranışlarını, hislerini, seçimlerini anlamlandırmakta zorluk çekiyorsa duygusal ihmalin izlerini tam olarak burada görürüz. Peki neden diğerlerine göre ortaya çıkarması daha zor? Çünkü kişiler soyut bir deneyimi anlamlandırmakta güçlük çekerken bir yandan da ebeveynlik sansürü devreye girer. Duygusal olarak ihmal edilmiş yetişkinler, geriye dönüp baktığında ebeveynlerinin gayet iyi olduklarını, ihtiyaçlarını karşıladıklarını ve sorunun kendilerinde olduklarını söylerler. Tam olarak bu noktada ebeveynlik stillerinin farklılıklarını düşünmek gerek. İspanya’da yapılan bir araştırmada duygusal olarak ihmal edilen kişilerin algılanan ebeveynlik stillerine bakıldığında terk eden, bağımlı olan, cezalandıran, onay vermeyen, istismar eden, karamsar olan ebeveynlerle duygusal ihmalin yüksek ilişkili olduğu bulunmuştur (Estevez, 2015). Şimdi, Dr. Jonice Webb’in 2014’te kaleme aldığı “Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi” kitabında bahsedilen bazı ebeveynlik stillerinin üzerinden duygusal ihmalin nasıl ortaya çıktığına değinelim.
Ebeveynlik stilleri insan kişiliğinde de gördüğümüz gibi birçok şekilde kategorilendirilmiştir. Bu yazıda Webb’in kitabında da bahsedilen 11 ebeveynlik stilinden bazıları üzerine konuşacağız. İlk olarak narsistik ebeveynlerden başlarsak, narsistik ebeveynlerin çocuklarından bekledikleri bir dizi istek ve arzu vardır. Bu isteklerin başında, çocuklarının mükemmel ve kusursuz olması beklentileri gelir. Eğer istekleri tam olarak karşılanmazsa da öfkelenirler ve kendilerini aşağılanmış hissederler. Ve bu agresyonu da suçlayıcı bir tavırla çocuklara yansıtırlar. Ama burada suçlarken kullandıkları dil hep “ben” dilidir. Çocuklarda bu suçlayıcı tavırla karşılaşmamak için hep onların istediklerini yapar ama en küçük hatada (ebeveynlere göre) bile aşağılayıcı bir suçlamayla karşılaşır. Diğer yandan, çocuk eğer ebeveynlerinin beklentisini yerine getirirse de sevgi ve şefkati hak eder. Yani narsistik ebeveynlerde ebeveyn sevgisi koşulludur. Buna benzer bir ebeveynlik stili de otoriter ebeveyndir. Burada ebeveynler narsistik olmasa da aşırı kuralcıdır. Burada da sevgi, kurallara uyulmasından geçer. Çoğu zaman gerçekçi olmayan kurallara itaat göstermeyen çocuk sevgiye de layık değildir. Bu ebeveynlik stilinde fiziksel cezalar da çok yaygındır. Bir ebeveyni çocuklukta kaybetmek kişiyi elbette kötü etkiler ama ebeveyn hayattayken onun varlığını nerdeyse kaybetmek çok daha yaralayıcıdır.
İşkolik ebeveynleri de işte kaybederiz. Çok fazla çalışan ve çocuklarına neredeyse hiç zaman ayırmayan ebeveynler maddi açıdan çocuklarını besleseler de çoğunlukla sürekli değişen dadılar tarafından büyüyen çocuklar maneviyattan yoksun kalırlar. Kendilerini gittikçe değersiz hisseden bu çocuklar ebeveynlerinin dikkatini çekebilmek için okulda problemler çıkarabilir ya da alkol/madde kullanımına başlayabilir. Aslında bu durum, çocuğun yardım çığlığıdır. Şimdiye kadar bahsedilen stiller dışarıdan kötü algılanabilir stiller ve daha görünür stillerken, bir de normal ya da olması gerekenmiş gibi gözüküp ama yine de duygusal ihmale yol açan bir stil vardır. O da; iyi niyetli ancak kendini ihmal eden ebeveyn. Bu ebeveynlik stiline dışarıdan baktığımızda çok sevgi dolu ve iyi niyetli olarak görebiliriz. Ancak burada önemli olan nokta uyum sorunudur. Burada gösterilen sevgi ve iyi niyet hali her zaman çocuğun kendisiyle uyuşmayabilir. Yani çocuğun duygularını anlamamak ve bunların farkında olmamak da duygusal ihmale yol açabilir. Bu ebeveynlik stilinde ebeveyn, çocuğun duygularının farkında olmadan sevgisini göstermeye çalışır. Kitapta anlatılan da bu ebeveynlik stilinin sonuçları ve yetişkinlikteki etkisidir.
Dünyaya bizi getiren ailemizi biz tercih etmiyoruz. Bize yaşattırdıkları iyi veya kötü anıları da geriye dönüp değiştiremiyoruz. Ama bugün bizi biz yapan şeyler de bu deneyimler ve bunlara şu an nasıl tepki verdiğimizle alakalı. Eğer geçmişte ebeveynlerimizin bize karşı davranışı ve bizi büyütme şekillerinin şu anki “boşluk hissi”ne sebep olduğunu düşünürsek onları veya daha önemlisi kendimizi suçlamak yerine kabul edip bunun farkına varmak en sağlıklı tepki olacaktır. Ama hepimiz biriciğiz, ebeveynlerimiz de.. O yüzden içimizdeki sevgiyi kaybetmeyelim ve bir gün biz ebeveyn olduğumuzda sevgimizi göstermeyi bilelim..
Kaynaklar
Estévez, A., Ozerinjauregi, N., Jauregui, P., ve Orbegozo, U. (2015). Mediating role of parenting styles between emotional abuse and neglect, and the occurrence of emss among sexual abuse victims. Journal of Child Custody, 13(1), 52–71. https://doi.org/10.1080/15379418.2016.1133256
Webb, J. ve Musello, C. (2018). Çocukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi. (G, Arıkan, Çev.). Sola Unitas. (Orijinal eser 2014’te yayınlandı.)
*Resim Çizeri: Melissa Nur Gün
*Bu yazı, “Duygusal İhmal” bülteni kapsamında Ebrar Yıldırım tarafından Bahçeşehir Üniversitesi PUAM Aile Çalışmaları Birimi bünyesinde yazılmıştır.
